20 Aralık 2012 Perşembe

experimentalradiosender.

Die Sachen in meinem Kopf. Eine lange Autofahrt steht vor uns. Draußen ist es schon dunkel. Diese verfickte Stille! Eigentlich suche ich die Stille, aber jetzt will ich Wellen hören. Ich mache das Radio an. 
"hello darkness, my old friend"
Ich behaupte, dass ich die Dunkelheit kenne. Ehrlich gesagt weiß ich nicht, was an dieser Behauptung liegt. Ach, was Solls. Es gibt so viele verschiedene Radiosender.
"it's the last room on the left behind the black door"
Dieses Lied kenn ich irgendwoher! Ach, Scheiße ich erkenne es nicht wieder. Nächster Radiosender.
''where is my mind?''
Gone.

22 Ekim 2012 Pazartesi

perdeler.

Bidare sıla yolunda ismin gerçekliğine yaklaşacak. 'Ahu gözlerini sevdiğin dilber' seni isminden geçirecek. Saçların omuzlarına konacak, sakalların sünnete yaklaşacak. Kendi kendine 'bilmem deli miyim mecnun gezerim' diyeceksin. Bilahare daha da kaybolacak zihnin bedeninde. Gayri ihtiyari 'gırılsın gollarım saramıyorum' diye hayıflanacaksın. Kollarını nerde?
''Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek'' 
Bidare ismin gerçeğini geçip hakikate erecek mi? Dördüncü perdeyi hazırlayayım mı? Ah ne kötü bir taklitçiyim.. Bu işi yapan herkes taklitçi! Ve bu işi yapan herkes kem.
''Biz, bu dünyada her şey, Allah'ın birer meczupuyuz. O, Allah, kemâllerin kemâli. O noktaya tutkun, bilerek bilmiyerek ondan onu istiyoruz. Bu yolu açan, bu ateşi bizde yakan da o, biz değiliz. Biz Allahın muradı nisbetinde kemâle bürünebiliriz. Fakat o, Allah olabilir miyiz?''
İnsanı geç.. sayısız kez bocaladı. Ya doğa yaratabilir mi? Bana kalırsa doğayı da geç.. Kendini ateist olarak tanımlayan panteistlerin olduğu dünya, buna ne diyor? 
"Omne vivum ex vivo."

7 Ekim 2012 Pazar

çürük elmalar.

''Bir gün elma bahçemizi köklerinden söküp götürdüler. Çürük elmaların arkasından ağladık, bize güldüler''
Ah Muhlis.. neçe gün, neçe ay ve neçe yıl geçti zalimliğin üstünden ama, küsen elma ağaçları geri dönmedi. Doğayı küstürdüler ve bizi çürük elmalara aşık ettiler.

Muhlis diyorum ya.. bir gün geldiler bizi köklediler ve bizi çürük elmalara aşık ettiler. Yaşa karışıp akmadı hafızama kazınan pis gülüşler. Yıllar geçti ama, ben geçemedim. Anlıyor musun?

Anlamıyorsun Muhlis! Tek anlamadığın olsa gene iyi.. saldığım bütün köklerimi ezdiler. Hayır anlamıyorsun, anlayamıyorsun!.. 'Sevdiklerimi tek tek yitiriyorum, kendi ellerimle, bilerek...'

Muhlis orda mısın?

DipNot:
Alıntıları Siminya mahlaslı blog yazarının iki farklı yazısından. İlk alıntı 'Elma bahçeleri veya yasak bakışlar' yazısınden, diğeri 'Ben her gece sevdiğime pişman olurum' yazısından.

17 Eylül 2012 Pazartesi

iki hafta.

'Türkiye, güzel ülke.' Son ege seyahatimi gerçekleştirmeden önce, bu cümleyi kuracak olsaydım kesinlikle 'Türkiye, güzel ülkem' yazardım. Ne oldu? Ne oldu da böyle oldu? Fark tek harften ibaret ama, bu değişikliğin altında koskoca bir Selbstbild değişimi yatıyor. Artık türkçe kelimeler aramaktan yoruldum, tıpkı beni 'Türk yapan ne' sorusuna cevap aramaktan yorulduğum gibi. Bu soruya envai açıdan yaklaşılabilir ve çeşitli cevaplar verilebilir, tıpkı geçmişimde yaptığım gibi.
''Benim bu derdim''
'Türkiye, güzel.' İzmir için egenin incisi derler ama, bana göre değil. Benim gönlüm Denizli'den yana. İnsan doğduğu toprakları seçmez, ya milliyetini, sevdiklerini? İnsan seçmediğiyle de mutlu olur mu, olmalı mı? İnsan özüyle irtibatını kesmeli mi, özü ne? Sorularına ilerlemeden bile parçalanıyorum. Tekrar baştan, tekrar baştan, tekrar baştan... Takat.
''Kırılmış her yanım''
'Türkiye.' Bu ülke neresi? Batısından güneyi farklılıklarla dolu. Kuzeyinden güneyine farklılıklarla dolu. Batı ile kuzeyin önce yazılmasını sorgulayan insanlarla dolu. Belki sorgulanması gerek ama, sorgulamadan önce bunun böyle olduğunu bilmek gerek. Türkiye neresi?
''İçim yanar, içim kanar da İsyan!''
'Türk?' Ne? Ne zaman? Nerede? Nasıl? Neden? Kim?

2 Ağustos 2012 Perşembe

fahişe ve bilge.

''Bir fahişe sabaha karşı''  bir bilgeye ''çok seksisin'' dedi. Asırlık bilge bütün parasını fahişeye verdi.
Bilge: Hala seksi miyim?
Fahişe: Hayır
Fahişe ''çıkardı ayakkabılarını'' ve bütün kıyafetlerini, üstünde yalnızca makyajı kalana kadar.
Fahişe: Paranı karşılığını istemez misin?
Bilge: Hayır
Bilge fahişenin gözlerinde ''hüzün var diye [...] merak içinde'' ölümü sordu.
Fahişe: Bu dünya bir hayal! Ölünce uyanacağız.

Pablo Picasso, Nu à la Draperie

DipNot:
Çıkış noktası Gabriel García Márquez'in Benim Hüzünlü Orospularım romanı.
Alıntılar Teoman'ın Fahişe şarkısından.

15 Temmuz 2012 Pazar

şuh kadın ve mahallenin delisi.

''güneş doğmuş sokaklarda
akşamdan kalan sabahlar''
Mahcupluğundan daim başı önde gezen bir deli varmış. Hayatı boyunca yalnızca kaçamak bakışlar atmış gökyüzüne. Mehcup deli sayısız kovalamalardan sonra küçük bir mahalleye sığınmış. Ahaliye akşamsan sabaha flüt çalarmış. Mahallenin çocuklarına da sabahtan akşama kadar dünyanın unutulmuş hikayelerini anlatırmış.
''çınlayan topuk sesleri
dans ediyor kaldırımda''
Acılarını daim gülerek gizleyen bir şuh kadın varmış. Hayatı boyunca yalnızca bir kaç kere içtenlikle gülmüş. Alüfte kadın devranın dönüşü sebebiyle sonunda küçük bir mahalleye sığınmış. Akşamdan sabaha sokaklarda gezer ahaliyle sohbet edermiş. Sabahtan akşama kadar evinin önüne oturup yoldan geçenleri izlermiş.
''uzaktan bir [flüt] sesi
karışıyor adımlara''
Mahallenin delisi flütünü şuh kadın aklına gelince daha da mehzun çalarmış. Şuh kadın mahallenin delisine merhamet edermiş.
''acıtıyor güzelliğin
farkında mısın?''
Gün gelmiş şuh kadın mahallenin delisini evine almış. Onu yıkamış, güzel elbiseler giydirmiş ve ona misler sürmüş. Mahallenin delisi o günden itibaren şuh kadına karşı temiz şükran duyarmış.
''günler geceler geçmiş
kaç tane hiç anlamadan''
O günden itibaren mahallenin delisi yalnızca o kadın için çalmış ve şuh kadın delinin omzunda tebessümü bulmuş.

Rene Magritte, The Lovers

DipNot:
Çıkış noktası Elçin Efendiyef'in Ak Deve romanın.
Alıntılar Teoman'ın Ruhun Sarışın şarkısından.

29 Nisan 2012 Pazar

katile vurulmuş.

Bidare'nin Rüyası
Rüya Oklahoma City'de geçiyor. Klise çanı çalıyor ve Bidare klise nerede diye etrafına bakınıyor. Bakınırken gözü bir güzele takılıyor ve peşine takılıyor. Kadının saçları alev kırmızısı ve saçları onun yüreğine kıvılcım saçıyor.
''bir kıvılcım düşer önce büyür yavaş yavaş''
Bidare'nin yüreğindeki kıvılcım yürüdükçe büyüyordu. Hava kararmış, ama o ısrarla kadının peşinden gidiyordu.
''bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın arkadaş''
Bizim oğlan kadını gizli gizli bir depoya kadar takip etmiş. Kadın deponun kapısı açmış ve içeriden sesler yükselmeye başlamış. Bidare kurtarıcı edasıyla içeri girmiş. Kızıl saçlı kadın eline bir altıpatlar almış ve şarjörünü karşısında duran bir adamın üzerine boşaltmış.
''sevgi anlaşmak değildir nedensiz de sevilir
bazen küçük bir an için ömür bile verilir''

21 Nisan 2012 Cumartesi

herşey herkes.

Özüm kırık lisanınla hala neyin peşindesin? Şimdiye kadar sordukların yetmedi mi ki, hala soru işaretleriyle dans ediyorsun. Nerede şarkın, cevabın? Düşünce sevenleri niye okudum ki?
''sen beyaz bir kadınsın
uzaktaki''
Beyaz kadın mahvetti seni ve beni! Benle sen, ondan sonra soyutlandık, fırlattık değil mi? Haklısın. Niye beyaz kadının ruhu karanlığa aşık? Bütün edilgen eylemler yok olsun.
''çarpılmışım başım sersem
sevdim jilet yiyen kızı''
Boşverelim en iyisi.. gel özüm senle iki el tavla atalım. Bekle son bir iktibasla yazıyı bitireyim, sonra beraber çıkarız.
''her şey herkes aynı''